Yazarın değerlendirmesine göre Kandinsky, biçimi yalnız görsel bir öge değil, ruhsal etkisi olan bir unsur olarak ele alır. Üçgen, daire ve kare farklı hareketler yaratır; renk ile biçim birbirinin etkisini değiştirir. Bu nedenle sanat eseri, parçalarının kendi aralarındaki ilişkilerden oluşan bir bütün olarak değerlendirilir.
Hat, tezyinat ve mimaride de biçim dış görünüşün ötesine geçer. Bir harfin kavsi, bir istifin yoğunluğu ya da bir kubbenin mekânla ilişkisi yalnız fiziksel özelliklerle açıklanamaz. Ancak Kandinsky'nin geometrik biçimlere yüklediği anlam ile İslâm sanatındaki geometrik kuruluşun anlamı aynı değildir.
İslâm tezyinatında bir geometrik düzen, tek tek biçimlerin etkisinden fazlasını içerir. Nispet, süreklilik, bütünlük, malzeme ve mekân birlikte düşünülür. Kandinsky açısından biçim ruhu etkilerken, bu yaklaşım biçimin hangi nispet içinde anlam kazandığını ve nazarı nasıl düzenlediğini araştırır.
Kandinsky'nin müziğe yaklaşımı da soyut resmin gelişiminde belirleyici olmuştur. Müzik, görünen nesneleri taklit etmek zorunda olmadan etki yaratabilir; resim de renkler ve çizgilerle kendi kompozisyonunu kurabilir. Bu özgürlük, nesnenin temsil zorunluluğundan uzaklaşmayı sağlar.
Yazar, Kandinsky'nin soyutlamayı biçimsel sadeleşme olarak görmediğini vurgular. Soyut resim, görünür dünyadan bir kaçıştan çok resmin kendi imkânlarına dönüş olarak anlaşılabilir. Bununla birlikte bu özgürlük tek başına hakikatin teminatı değildir ve manevî arınma anlamına gelmez.
İslâm sanatında figüratif tasvirin sınırlandırılması da kendiliğinden daha yüksek bir idrak sağlamaz. Soyut bir desen nazarı yüzeyde tutabilirken figüratif bir minyatür, görünenin ötesine açılan bir mâna kurabilir. Temel fark, görünürü tüketen nazar ile görünürün hakkını vererek onda tükenmeyen nazar arasındadır.
Kaynak: Yeni Şafak